Eklish with Furkan
Eklish with Furkan
✨ İlk 2 dersi ücretsiz izle: Ek Mantığının sana uygun olup olmadığını hemen gör
Tüm yazılar

İngilizce Uzun Cümle Nasıl Kurulur? Adım Adım Örnekler

Furkan Eraslan 8 dk okuma
İngilizce Uzun Cümle Nasıl Kurulur? Adım Adım Örnekler

İngilizce uzun cümle kurmak, çoğu zaman ileri seviyede kelimeler bilmekle ilişkilendirilir. Daha fazla kelime öğrenirsek düşüncelerimizi daha ayrıntılı anlatabileceğimizi düşünürüz. Kelime bilgisi elbette önemlidir; fakat “Dün toplantıda tanıştığım kişinin önerdiği kitabı okumak için kütüphaneye gittim” cümlesinde bizi zorlayan şey yalnızca kelimeler değildir. Asıl mesele, bu kelimeler arasındaki ilişkileri kurabilmektir.

Türkçede bu ilişkilerin önemli bir bölümünü eklerle ifade ederiz. “Tanıştığım”, “önerdiği” ve “okumak için” dediğimizde, hangi kişiden söz ettiğimizi, hangi kitabı seçtiğimizi ve ne amaçla hareket ettiğimizi anlatırız. İngilizceye geçerken ise aynı anlamları farklı bir sıralama ve farklı yapılarla kurmamız gerekir.

Benim Ek Mantığı yaklaşımında üzerinde durduğum nokta tam olarak bu: Söylemek istediğimiz cümleyi çevirmeden önce, Türkçede nasıl bir anlam kurduğumuzu fark etmek. Çünkü bana göre uzun bir cümleyi öğrenmenin en anlaşılır yolu, onu oluşturan küçük parçaların görevini görmektir.

Uzun bir cümlenin içinde kısa bir ana cümle vardır

İngilizce cümle kurma çalışmalarında ilk sorum “Bunun tamamını nasıl çeviririm?” yerine “Burada asıl ne söylüyorum?” olur.

Örneğin “Bu şirkette çalışan mühendisle proje hakkında bilgi almak için konuştum” cümlesinin temel mesajı oldukça kısadır:

I spoke to the engineer.
Mühendisle konuştum.

Henüz hangi mühendis olduğunu veya neden konuştuğumu söylemedim. Buna rağmen elimde tamamlanmış bir cümle var. Şimdi bu ana cümleyi, anlatmak istediğim ayrıntılarla geliştirebilirim.

I spoke to the engineer who works at this company.
Bu şirkette çalışan mühendisle konuştum.

Burada who works at this company, “bu şirkette çalışan” anlamını taşıyor. Türkçede “çalışan” ifadesini “mühendis” kelimesinin önüne getirirken İngilizcede açıklamayı the engineer ifadesinin arkasına yerleştiriyoruz.

Son olarak konuşma amacını ekleyelim:

I spoke to the engineer who works at this company to get information about the project.
Proje hakkında bilgi almak için bu şirkette çalışan mühendisle konuştum.

Bu cümleyi büyüten şey daha zor kelimeler kullanmamız olmadı. Önce kişiyi tanımladık, ardından amacımızı belirttik. İngilizce uzun cümle kurma mantığını, bu şekilde anlam ilişkileri üzerinden çalışmayı daha faydalı buluyorum.

“-An/-en” ve “-dığı”: Bir ismin arkasındaki bilgiyi anlatmak

Günlük hayatta yalnızca “bir kişi”, “bir kitap” veya “bir mesaj” demeyiz. Çoğu zaman hangi kişiden, kitaptan veya mesajdan söz ettiğimizi de belirtiriz.

“Karşı binada yaşayan kadın” dediğimizde kadın hakkında bir bilgi veririz. “Dün aradığım kadın” dediğimizde ise aynı kişiyi farklı bir ilişki üzerinden tanımlarız.

The woman who lives in the opposite building is a doctor.
Karşı binada yaşayan kadın bir doktordur.

The woman that I called yesterday is a doctor.
Dün aradığım kadın bir doktordur.

İlk örnekte yaşama eylemini kadın gerçekleştiriyor. İkinci örnekte arama eylemini gerçekleştiren kişi benim. Bu nedenle yalnızca who veya that kelimesini seçmekle yetinemeyiz; eylemi kimin yaptığını da görmeliyiz.

İngilizce dil bilgisinde bu yapılar relative clause, yani sıfat cümleciği olarak ele alınır. Benim için önemli olan, öğrencinin bu terimi bilmesinin yanında “yaşayan kadın” ile “aradığım kadın” arasındaki ilişki farkını anlayabilmesidir.

Aynı mantık nesneler için de geçerlidir:

I reviewed the report that my manager sent me.
Müdürümün bana gönderdiği raporu inceledim.

Burada “raporu inceledim” ana mesajdır. “Müdürümün bana gönderdiği” kısmı ise hangi rapordan söz ettiğimizi açıklar.

Bu örneklerde that yerine uygun şekilde who veya which de kullanılabilir. Dolayısıyla ekleri, her durumda yalnızca tek bir İngilizce kelimeyle eşleştirmek yerine, kurdukları anlam üzerinden değerlendirmek gerekir.

Passive yapılar: “Hazırlayan” ile “hazırlanan” arasındaki fark

Türkçeden İngilizceye çeviri yaparken küçük görünen bir ek, cümlenin bütün yapısını değiştirebilir. “Raporu hazırlayan çalışan” ile “çalışan tarafından hazırlanan rapor” aynı olayı anlatır; ancak dikkatimizi farklı yerlere yöneltir.

The employee who prepared the report attended the meeting.
Raporu hazırlayan çalışan toplantıya katıldı.

The report that was prepared by the employee was discussed at the meeting.
Çalışan tarafından hazırlanan rapor toplantıda görüşüldü.

İlk cümlede çalışanı tanımlıyoruz. İkinci cümlede ise raporu anlatıyoruz. Rapor hazırlama işini yapmıyor; hazırlanıyor. Bu nedenle passive voice, yani edilgen yapı kullanıyoruz.

Türkçedeki “-ılan/-ilen” anlamını bu örnekte that was prepared karşılıyor. Ana fiildeki “görüşüldü” anlamını ise was discussed veriyor. Böylece aynı cümlede hem bir ismi tanımlayan edilgen yapı hem de edilgen bir ana fiil bulunabiliyor.

Başka bir örneğe bakalım:

The bridge that was built last year connects the two villages.
Geçen yıl inşa edilen köprü iki köyü birbirine bağlıyor.

Burada köprünün inşa edilmesi pasif, iki köyü birbirine bağlaması ise aktif bir yapıyla anlatılıyor. Bir cümlenin içinde passive bulunması, bütün fiillerin pasif olması gerektiği anlamına gelmez.

“-Ilacak/-ilecek”: Henüz gerçekleşmemiş bir işlemi anlatmak

Edilgen yapılar yalnızca geçmiş olaylarda kullanılmaz. “Yarın gönderilecek belgeler” veya “gelecek hafta açıklanacak sonuçlar” dediğimizde, gelecekte yapılacak bir işlemden söz ederiz.

The documents that will be sent tomorrow are on my desk.
Yarın gönderilecek belgeler masamın üzerinde.

Bu cümlede belgeler şu anda masada, gönderilme işlemi ise gelecekte gerçekleşecek. Dolayısıyla aynı cümlenin bütün bölümlerini aynı zamanda kurmamız gerekmiyor.

That will be sent ifadesi “gönderilecek” anlamını taşıyor. Burada will be sonrasında fiilin üçüncü hâli olan sent kullanılıyor.

We need to check the equipment that will be used during the presentation.
Sunum sırasında kullanılacak ekipmanı kontrol etmemiz gerekiyor.

Bana göre bu tür karşılaştırmalar, grameri yalnızca formül olarak çalışmaktan daha açıklayıcı. “Gönderilen” ve “gönderilecek” arasındaki farkı Türkçede zaten anlıyoruz. İngilizce çalışırken bu farkın cümle yapısına nasıl yansıdığını görünür hâle getiriyoruz.

“-Ken” ve “-dığında”: Olaylar arasında zaman ilişkisi kurmak

Bir cümleyi genişletmenin başka bir yolu da eylemin ne zaman gerçekleştiğini anlatmaktır. Ancak “yürürken” ile “vardığında” aynı zaman ilişkisini kurmaz.

While I was walking home, I saw a dog that was waiting in front of a shop.
Eve yürürken bir dükkânın önünde bekleyen bir köpek gördüm.

Burada while I was walking home, devam eden bir eylemi arka plan olarak sunuyor. Bu sırada başka bir olay gerçekleşiyor: Köpeği görüyorum. That was waiting in front of a shop bölümü de gördüğüm köpeği tanımlıyor.

Şimdi farklı bir ilişkiye bakalım:

When I arrived at the office, I read the message that my colleague had sent me.
Ofise vardığımda iş arkadaşımın bana gönderdiği mesajı okudum.

Bu kez when I arrived, “vardığımda” anlamını veriyor. Mesajın gönderilmesi ise ofise varıp onu okumamdan önce gerçekleştiği için had sent kullanılıyor.

“-Ken” ve “-dığında” yapılarını yalnızca kelime karşılığı olarak öğrenmek yerine, olayların eş zamanlı mı yoksa belirli bir sırayla mı gerçekleştiğini düşünmek gerekir. While ve when seçimi de cümlenin bağlamına göre değerlendirilmelidir.

“-Arak”, “-madan” ve “-dığı hâlde” ile düşünceyi geliştirmek

Her ayrıntı bir kişiyi tanımlamak veya zaman belirtmek için eklenmez. Bazen bir işi nasıl yaptığımızı, neyi yapmadığımızı ya da hangi duruma rağmen yaptığımızı açıklamak isteriz.

She improved her pronunciation by listening to short recordings every day.
Her gün kısa kayıtlar dinleyerek telaffuzunu geliştirdi.

Bu örnekte by listening, “dinleyerek” anlamını taşıyor ve gelişmenin nasıl sağlandığını açıklıyor.

He signed the document without reading the instructions.
Talimatları okumadan belgeyi imzaladı.

Burada without reading, yapılmayan bir eylemi belirtiyor. “Okumadan” ifadesinin ana eylemle ilişkisini without + -ing yapısıyla kuruyoruz.

Although the proposal was accepted, the project did not start immediately.
Teklif kabul edildiği hâlde proje hemen başlamadı.

Son örnekte ise bir beklenti ile gerçekleşen durum arasında karşıtlık var. Teklif kabul edilmiş, fakat proje hemen başlamamış. Although bu karşıtlığı kurarken was accepted edilgen anlamı veriyor.

Bu ayrımları görmek, İngilizce bağlaçlar ve edatlar konusunu da daha anlaşılır hâle getirir. Çünkü artık yalnızca kelimenin Türkçe karşılığını değil, cümlede hangi işi yaptığını sorgulamaya başlarız.

Birden fazla yapıyı tek cümlede birleştirmek

Şimdi amaç, zaman ve edilgen niteleme yapılarını aynı cümlede kullanalım:

When I arrive at the office, I will review the documents that will be discussed at tomorrow’s meeting to prepare my presentation.

Sunumumu hazırlamak için ofise vardığımda yarınki toplantıda görüşülecek belgeleri inceleyeceğim.

Bu cümlede ana mesaj I will review the documents, yani “belgeleri inceleyeceğim” ifadesidir. Diğer parçalar bu mesajı tamamlar:

  • When I arrive at the office: Ofise vardığımda.

  • That will be discussed at tomorrow’s meeting: Yarınki toplantıda görüşülecek.

  • To prepare my presentation: Sunumumu hazırlamak için.

Burada dikkat çekici bir ayrıntı var: Gelecekten söz etmemize rağmen zaman bildiren when cümleciğinde when I will arrive değil, when I arrive kullanıyoruz. Buna karşılık belgeleri tanımlayan bölümde that will be discussed diyebiliyoruz. Çünkü bu iki bölümün görevi aynı değil.

Ek Mantığı, Türkçedeki anlamı fark etmene yardımcı olur; İngilizcenin kendi dil bilgisi kuralları da bu anlamın nasıl kurulacağını belirler. İkisini birlikte çalışmak gerekir.

Benim için hedef uzunluk değil, anlatımın kontrolü

Uzun bir cümle her zaman iyi bir cümle değildir. Bazen düşünceyi iki kısa cümleyle anlatmak daha açıktır. Ancak kısa yazmayı tercih etmekle, düşünceni genişletemediğin için kısa yazmak arasında fark vardır.

Benim öğretmek istediğim, öğrencinin gerektiğinde ayrıntı ekleyebilmesi ve bunu neden yaptığını bilmesidir. Hangi kişiden söz ettiğini açıklamak, bir olayın sebebini belirtmek veya bir işin ne zaman yapılacağını anlatmak istediğinde kullanabileceği yapıları tanımasıdır.

Çalışırken kısa bir ana cümle seçip her seferinde tek bir ilişki ekleyebilirsin. Önce “hangi kişi?” sorusunu cevapla. Sonra “ne amaçla?” veya “ne zaman?” sorusuna geç. Ardından aynı düşünceyi başka kelimelerle yeniden kur. Böylece yalnızca bir cümleyi ezberlemek yerine, onu oluşturma mantığını çalışırsın.

Eklish’te Ek Mantığı ile İngilizce eğitimini bu yaklaşım üzerine kuruyorum: Türkçe ifadeyi incelemek, uygun İngilizce yapıyı seçmek ve parçaları anlamlı bir bütün hâline getirmek.

Bu yöntemi ders üzerinde görmek istersen Eklish’te ilk iki ücretsiz dersi inceleyebilirsin. Amaç, uzun bir cümle gördüğünde nereden başlayacağını bilmek ve kendi düşünceni oluştururken aynı ilişkileri kullanabilmek.

Paylaş: WhatsApp X
Ezbersiz İngilizce cümle kurmayı öğren

Ek Mantığı ile adım adım ilerle. İlk 2 ders ücretsiz.

Eğitimleri incele

Diğer yazılar

Eko Eko'ya Sor