İngilizceyi ezberlenecek kurallar bütünü olarak değil, anlaşılması gereken bir sistem olarak görüyorum.
İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Üniversite yıllarım boyunca İngilizceyi sadece derslerde öğrenilen bir alan olarak değil, insanların düşünme ve kendini ifade etme biçimi olarak görmeye başladım.
Erasmus programıyla Polonya'da geçirdiğim dönem ise İngilizceyi gerçek hayatın içinde kullanmamı sağladı. Farklı ülkelerden insanlarla iletişim kurdukça şunu daha net fark ettim: Bir dili bilmek ile o dili gerçekten kullanabilmek aynı şey değildi.
Üniversite yıllarımdan itibaren özel dersler vermeye başladım. Daha sonra dil kurslarında, speaking club çalışmalarında ve online eğitimlerde farklı seviyelerden birçok öğrenciyle çalışma fırsatı buldum.
Her öğrencinin seviyesi farklıydı ama yaşadıkları problem çoğu zaman aynıydı:
Kuralları biliyorlardı ama kendi cümlelerini üretirken zorlanıyorlardı.
Bu durum zamanla benim öğretme biçimimi de değiştirdi. Konu anlatmaktan çok, öğrencinin cümleyi zihninde nasıl oluşturduğuna odaklanmaya başladım.
Ben İngilizceyi ezberlenmesi gereken yüzlerce grammar kuralından oluşan bir ders olarak görmüyorum.
Benim için dil, parçaları birbirine bağlanan bir sistem.
Bir öğrenciye sadece doğru cümleyi verirsen o cümleyi öğrenir. Ama cümlenin neden o şekilde kurulduğunu gösterirsen, daha önce hiç görmediği yüzlerce farklı cümleyi kendisi üretebilir.
Bu yüzden eğitimlerimde asıl amacım İngilizce öğretmekten çok, bir dile nasıl bakılması gerektiğini öğretmek.
Yıllar boyunca öğrencilerden sürekli aynı cümleleri duydum:
Özellikle Türkçeden İngilizceye geçerken öğrencilerin kelimelerde değil, cümleyi birbirine bağlayan küçük yapılarda zorlandığını fark ettim.
-dığı, -en/-an, -arak/-erek, -mak için, -madan, -ken…
Türkçede fark etmeden kullandığımız bu yapıların İngilizcede belirli karşılıkları vardı. Asıl problem çoğu zaman kelime eksikliği değil, bu bağlantıların görülmemesiydi.
Öğrencilerimin yaptığı hataları incelemeye başladıkça Türkçe ve İngilizce arasında tekrar eden bir düzen fark ettim.
Örneğin;
Bu yapıları tek tek bir araya getirdiğimde öğrencinin cümle kurarken kullanabileceği bir düşünme sistemi ortaya çıkmaya başladı.
Ben buna Ek Mantığı adını verdim.
Amaç Türkçe cümleyi kelime kelime çevirmek değil; Türkçede kullandığımız yapıyı fark edip İngilizcedeki karşılığını bulmak. Böylece öğrenci ezberlediği hazır cümlelere bağlı kalmadan kendi cümlesini üretmeye başlayabiliyor.
Başlangıçta derslerimde kullandığım küçük bir yöntem olan Ek Mantığı, zamanla kapsamlı bir eğitim sistemine dönüştü.
Bugün sistemin içerisinde uzun ve bağlı cümle kurma, Türkçeden İngilizceye çeviri, speaking, writing, videolu ödevler, canlı dersler, eğitim kitabı ve farklı çalışma materyalleri bulunuyor.
Bunun yanında geliştirdiğimiz Eko Yapay Zeka, öğrencilerin Ek Mantığı üzerinden cümlelerini analiz edebildiği ve pratik yapabildiği sistemin dijital tarafını oluşturuyor.
Bugün yüzlerce öğrenci bu yöntemle çalışıyor.
Ama sistemin temelindeki fikir hâlâ ilk günkü kadar basit:
Ben size sadece İngilizce öğretmiyorum; bir dile nasıl bakılacağını öğretiyorum.
Eko'ya Sor